iki kedim olsa

Ara 29

Suhuvi Tekdüze

ben 2004 yılında neden böyle bir kritik uydurmuşum ki seri no 0000000002

HAFTANIN SANATÇISI

Heykeltraş, Suhuvi Tekdüze

 

Geçen hafta adından sıkça söz ettiren Suhuvi Tekdüze, 1969 senesinin Mart’ında gözlerini dünyaya açtı. Arada bir yumsa da genel olarak hala açık tutuyor yorumunu yapmak hiç de yanlış olmaz sevgili heykel, belki de şiir, hatta resim; kısacası sanatseverler. 1,5 yaşında oyun hamurlarına karşı olan özel ilgisini fark eden ailesi tarafından hiç vakit kaybedilmeksizin heykel kursuna yazdırıldı. Eğer piyano çalıyor olsaydı şüphesiz ilk eserini 3 yaşında besteleyecekti. Ancak heykel sanatına gönül verdiğinden ötürü 5 yaşına kadar beklemek zorunda kaldı.

 

Suhuvi Tekdüze’nin babası Türk, annesi ise Fransız’dı. Ev içerisinde daha çok Fransızca konuşulması tercih edildiği için bozuk bir Türkçe’ye sahip olması, anaokulundaki bazı arkadaşlarının herdaim onunla dalga geçmelerine sebebiyet veriyordu. Belki biraz da bu baskıların etkisiyle, takvimler 1974’ün Nisan’ını gösterdiğinde, ilk kişisel çalışması olan “Kırık Sigara” ile artık bundan sonra süregidecek olan serüvenine atılmış oldu.

 

“Kırık Sigara”da daha çok, dünya çocuklarının maruz kaldığı problemlere parmak atan Suhuvi Tekdüze, çalışmalarına hiç ara vermedi. 1975-1979 yılları arasında peşisıra 17 sergi açan sanatçının, otoritelerce kabul edilmesi 17 Şubat 1981 tarihine dayanıyor. Heykel sanatıyla içiçe olanlar hatırlayacaktır, bu tarih aynı zamanda Türk heykelciliğinde bir dönüm noktası kabul edilir. Suhuvi Tekdüze’nin 12 yaşında gerçekleştirmiş olduğu bu üstün başarı, sonradan yurtdışına açılmasında başrolü oynayacaktı, doğrusu.

 

Sözkonusu çalışmanın adı “Kargaburun” idi. O yıllarda yeni yeni açılmaya başlayan derneklerden biri olan “Karga Burunlular Derneği” (Kabuder) tarafından “Yılın Sanatçısı” ödülünü almasıyla başlayan ödüller silsilesi, 1986’nın sonlarına dek sürdü. Suhuvi Tekdüze “Kargaburun”u yaptıktan bir yıl kadar sonra İtalya’daki Rönesans Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykelcilik Bölüm’ünde okumaya hak kazanmıştı. Bu burs öte yandan, zamanın parasıyla 567.000 TL’lik Türkiye reklamı anlamını taşıyordu.

 

1982-1986 yılları arasında Türkiye’yi Avrupa’da başarıyla temsil eden Suhuvi Tekdüze, annesinin vefatıyla neye uğradığını şaşırdı. Hala “Kargaburun” isimli çalışmasının yankıları memleket sınırlarında tamama ermemişken, böylesine kara bir haberle karşılaşması bir anda sanatçının hayatını yeniden sorgulamasına olanak tanıdı. Derhal İtalya’daki eğitimini yarıda bırakarak Türkiye’ye döndü.

 

Ne var ki, cenazesine bile yetişemediği annesinin ölümü bir kişinin daha hayatını değiştirmişti; babasının. Döndüğünde babasını bulamayan Tekdüze, gazetelere kayıp ilanı verdi. 2 gün geçmeden hayranı olduğunu söyleyen bir kadının telefonunu aldı. Kadın babasının yerini bildiğini ve yardım etmek istediğini söylüyordu. Ama tek bir şartla: İtalya’daki eğitimine tekrar geri dönecekti!

 

Bu şartı kabul eden Suhuvi Bey, hemen kadınla buluştu. 12 yıl evvel yaşadığı dönüm noktalarından birini daha yaşayacağını kendi de bilmiyordu. Kadın; yirmilerinin ortasında, uzun boylu, dolgun göğüslü ve ela gözlüydü. Burnunun üzerindeki kocaman bene vuruldu önce Suhuvi. Sonra da sırasıyla, yuvarlak kalçalarına, uzun bacaklarına ve kumral saçlarına. 17 yaşında olmanın verdiği ilk tepkiyle atladı kadının üzerine. Buluştukları ormanın en ücra köşesinde tecavüz etti ardından. Babasını ve halen kırkı dolmayan annesini unutmuşa benziyordu. Kesinlikle!

 

Kadın, Malatyalı bir aşiretin kızıydı. Durumu kabullenemedi. Eğer kendisi ile evlenmez ise bu durumdan 49 ağabeyini haberdar edeceği tehdidinde bulundu. Tekdüze evlenmeyi bir şartla kabul etmişti: İtalya’daki eğitimine geri dönmeyecekti ulan! Kadın mecbur kaderine razı oldu, böylesine yetenekli bir sanatçının Türkiye’de yazık olacağını bilmenin hüznü ve gözyaşlarıyla.

 

Aynı gün içinde evlenip babasını bulan Suhuvi Tekdüze, annesinin kırkında şaşalı bir mevlüt partisi düzenledikten sonra, kenarda bulunan az çok birikmiş parasıyla kendine bir berber dükkanı açtı. Bu sanat çevresinde geniş yankı buldu. Hakkında çıkan bir çok dedikoduyu Suhuvi Bey yanıtsız bırakmayı tercih etti. Karısıyla mutlu bir hayat sürmek huzur veriyordu ona.

 

Tamı tamına 18 yıl aranın ardından, sanki içinde birikmiş olan enerjiyi İstanbul’da gerçekleşecek olası bir depremin boşaltabileceği bir şiddette boşaltırcasına açtı “Berberlik Müessesesi” isimli sergisini. İçe kapanık geçen onca senenin eleştirisini yapıyordu sanatçı bu çalışmasıyla. Suhuvi Tekdüze adını unutmaya yüz tutmuş olan bazı sanatseverler, geçmişin bu gizemini yeniden yakalamak istercesine yoğun bir ilgi gösterdiler kendisine.

 

Bizim de bu cevherin yeniden aramıza katılıyor olmasının şerefine, Tekdüze’yi haftanın heykeltraşı olarak seçmemiz, tesadüften öte bir şey değil, hemen belirtelim. Yoksa elin kafayı sıyırmış sanatçı bozmasıyla gerçekten de hiç işimiz olmaz. Bu bizim iş prensibimizdir. “Böyle prensip olur mu kardeşim?” gibi sorularla bizi meşgul ederseniz şayet, “Olur diyorsak olur!” şeklindeki cevaplarla sizi meşgul ederiz, ona göre.

 

İyi sanatlar..

  1. oky bunu gönderdi